BESLENMENİN KÖKENİ; GASTRONOMİYE MİTOLOJİK BAKIŞ AÇISI 2. Bölüm

Gizem Ece Tahnal
Gizem Ece Tahnal

BESLENMENİN KÖKENİ; GASTRONOMİYE MİTOLOJİK BAKIŞ AÇISI 2. Bölüm

Gizem Ece Tahnal
336 Görüntüleme
31 Mayıs 2022 11:32
Son Güncelleme: 31 Mayıs 2022 11:32

2.Bölüm
Mezopotamya Uygarlıklarında Gastronomiye Mitolojik Bakış
1.Hitit Mitolojisinde Yiyecek Unsurları
Hitit uygarlığı Mezopotamya medeniyetleri içerisinde geriye çok sayıda eser bırakmış uygarlıklardan biridir. Bırakılan çoğu kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında tanrı ve tanrıçalara ait bilgiler ve onlar için yapılan dini ritüeller hakkında bilgi edinmemize yardımcı olmuştur. Mezopotamya uygarlıklarının dini adak ve ritüelleri Yunan ve Roma medeniyetlerinden farklı olarak sadece özel günlerde değil günlük yaşamın bir parçası olarak gerçekleştirildiği bilinmektedir. Her ritüel kendine has dans, ezgi ve yiyecek farklılıkları barındıran dinsel törenler olarak gerçekleştirilmiştir. Hitit uygarlığının kendirinin oluşturdukları mitolojileri yoktur genellikle daha eski Mezopotamya uygarlıklarından alınan mitler alınarak devam ettirilmiştir. Hititlerde en önemli mitolojik olay kaybolan veya kızan tanrı unsurudur. Kızan tanrı yanında bolluk ve bereketi alarak kaçar. İnsanlar tanrıyı bulmak ve kızgınlığını geçirip bereketi geri getirmesi için çeşitli ritüeller yaparak gönlünü almaya çalışmışlardır. Bu ritüellerde en önemli unsur yiyecektir.
Hititlerin önemli bir miti olan Telipinu’nun Kayboluşu şu şekilde anlatılır;
Öfkelenmiş ve kızgın olan tanrı Telipinu ülkeyi terk eder ve yanında bolluğu ve bereketi de beraberinde götürür. Telipinu’yu geri getirmek için hem diğer tanrılar kendi aralarında birlik olurlar, insanlar ise tanrıyı cezbetmek için ritüeller yapmışlardır. Telipinu’nun öfkesini yok etme görevini büyü tanrıçası Kamrušepa üstlenmiştir. 
Tanrılar onu geri getirmek için toplanma yeri olarak alıç ağacının altında toplanmışlardır. Alıç meyvesi kirliliğin arınması için kullanılmış bir sembol olarak bilinmektedir. Tanrıların Telipinu’yu geri getirmeye çalışmalarının nedeni insanları değil onları da etkilemiş olmasıdır. Güneş tanrıçası bu olayı çözmek için tüm tanrıların toplandığı bir ziyafet verir. Amacı tüm tanrılara danışarak sorunu çözmektir. Durumun acil olduğu bu ziyafette ortaya çıkmıştır. Bu ziyafette tanrıça İnara şarap dolu palḫi kapları, marnuwan birası ve walḫi içkisi ve birçok çeşit yiyecek sunmuştur. Tanrılar sunulan yiyecek ve içecekleri yemelerine rağmen ne doymuşlar ne de susuzlukları gitmiştir. Kendilerinin de etkilendiklerini anlayan tanrı ve tanrıçalar böylece birleşerek Telipinu’yu geri getirmek için iş birliği yapmışlardır. İnsanlar ise Telipinu’yu cezbetmek için ritüellerde yollara ince kaliteli yağlar serpmiş, bal, tahıl ve kumaşlar sunmuşlardır (Kırçıl, 2019).
2. Sümer Mitolojisinde Yiyecek Unsurları
Sümer mitolojisine göre insan tanrılara hizmet etmek için yaratılmıştır. Panteonda yaşayan tanrılara hizmet etme gayesi temel ritüellerin yapılmasını gerektirmiştir. Ancak panteonda yaşayan tanrılara nasıl ibadet edilmesi gerektiği zaman ve kentlere göre farklılık göstermiştir. Her kent kendine koruyucu kült bir tanrı veya tanrıça seçerek ona ibadet etmiştir. Sümerlilerde ibadetler genelde ritüel şeklinde dua, kurban, sunu gibi uygulamalarla yapılmıştır. Yapılan  kurban ve adaklar kanlı ve kansız olarak ikiye ayrılmıştır. Bu adak ve kurbanlar tanrıların hoşuna giden ve sakinleştiren yiyeceklerdir. Kanlı kurbanlar genellikle küçük baş hayvanların sunulmasıyla yapılmıştır. Kansız kurban olarak ise meyve, şarap, tahıl, otlar ve benzeri gıdaların sunulmasıyla oluşmuştur.
Enki ve Ninmah ile Sığır ve Tahıl isimli mitler Sümerlilerin en önemli mitleridir.
Bu iki mitte insanın yaradılışı iki farklı hikâye ile anlatılmıştır.
Sığır ve tahıl adını alan bu mite göre;  An’ın çocukları olan Anunnakilerin yeme içme ve  giyim kuşamları için iki tanrı yaratılmıştır. Bu tanrılar Sığır tanrısı Lahar ve tahıl tanrısı Aşnan olarak tanınır. An’ın çocukları bu iki tanrıyı sevmemişlerdir ve bu işleri onların yerine yapmaları için insanları yaratmışlardır. Lahar ve Aşnan insanlara hayvancılığı ve tarımı öğretmişlerdir.
An adına insanlar tarafından inşa edilen tapınakta tanrılara birçok sunu yapılmıştır. Günde iki defa altın kaplarla 18 çeşit içecek, otuz adet ekmek, meyve ve etten oluşan yiyecekler tanrılara sunulmuştur. Sabahları An’a mermer kaplar içerisinde süt te takdim edilmiştir. Aşk ve bereket tanrıçası İştar’a 10 kap şarap ve otuzar adet ekmek takdim edilmiştir. Tapınaklara bırakılan bu sunular başrahipler ve çalışanlar tarafından paylaşılarak tüketilmiştir (Altuncu, 2014).
Sümerlere ait cenaze törenlerinde, sahipsiz ve gömülmemiş insanın ruhu için sunular yapılmış ve ruhunun huzur bulmasını sağlamak amaçlanmıştır. Meyveler, ekmekler, bira, süt, bal ve yağ sunulmuştur (Ay ve Şahin, 2014).
3. Türk Mitolojinde Yiyecek Unsurları
Türk kültürü çok faklı coğrafyadaki  toplumları Şamanizm ve Göktürk inancı etrafında oluşan çeşitli inanış ve uygulamalarla insanları birbirine bağlamaktadır. İnançlar çerçevesinde mitolojik varlıklar, iyeler ve olağanüstü yaratıklar dikkat çekmektedir nitekim tüm mitleri birbirine bağlayan öğenin yiyecekler olduğu görülmüştür. Türk toplumlarında müzik önemli yere sahiptir yapılan sunularda müzik eşliğinde tanrılara yiyecek sunuları yapılarak insanla tanrılar arasındaki bağın oluşacağı bir ortam yaratmak oldukça önemlidir.
Türk toplumlarında evren ve yaradılış, tanrılara dair söylenceler ve kahramanlara dair üç ayrı söylence mevcuttur. Ancak yiyecek unsuru en çok tanrılara ve ruhlara (iyelere) yapılan ritüellerde ön plana çıkmıştır. Gök Tanrı inancı ve Şamanizm de en büyük inanç doğayı, nesneleri ve insanları korumakla görevlendirilmiş birçok (ruh) iye vardır. İnsanların günlük yaşamlarında iyelere dua, adak, saçılar (sunu) ve ziyafetler yapılmıştır. Bu inanışlar insanların günlük yaşamlarında çokça ön plana çıkmıştır. Her yapılan yemekten iyelere bir kap yemek ayrılmıştır. En önemli ve özel sunular düğün, ölüm gibi özel günlerde yapılmıştır.
Türk mitolojisinde yaradılış miti olarak süt gölü inancı vardır; süt gölü ruhların barındığı yer olarak tasvir edilmiştir. Mite göre bir bebek dünyaya geleceği zaman tanrıça Ayzıt yanına perileri alarak doğum yapmak üzere olan kadının yanına gider ve süt gölünden aldığı damlayı doğan çocuğun ağzına damlatırdı. Bu damlanın çocuğun ruhu olduğuna inanılmaktadır. Şamanizm ve gök tanrı inançları ve mitleri birbirlerine karışmış ortaya farklı ritüeller çıkmıştır.
Altay ve yakut topluluklarında ateş önemli bir kült sayılmaktadır ve ateşin nasıl bulunduğuna dair inançları şöyledir; insanlar önceleri meyve ve ot yerdi ancak sonra tanrıları onlara et yemelerini emretti ancak et çiğ yenilemiyordu, bunun üzerine tanrı Ülgen gökten biri kara diğeri ak iki taş verdi ve ateş yakmayı öğretti. Bu nedenle Türk toplumlarında ateş sadece çakmak taşı ile yakılmıştır. Et Türk toplumlarında ritüel, tören, ziyafet ve şölenlerde önemli bir yer tutmaktadır. Doğumlarda hayvan kurban edilirdi. Cenazelerde mezarlara et ve kısrak sütü konulmuştur. Göktürklerde cenazelerde at ve geyik kurban edilirken, oğuzlarda sadece at kurban edilmiştir.
Yakut Türklerinde gök tanrıya  at veya öküz kurban etmişlerdir. Demirlerin koruyucu tanrısı olan Kıtay Baksı Toyon’a demir aletlerle kırmızı inek kesilerek kurban edilmiştir. Kanı aletlere sürülerek kullanılmıştır. 
Türk mitolojisinde tanrılara sunulan kansız kurbanlara saçı denilmektedir. Yalma adı ile bilinen ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan bez paçavralara, ateşe yağ atma, tözlerin ağızlarını yağlama ve kımız serpme gibi törenler kansız kurbanlar olarak bilinmektedir. Saçı aynı zamanda öldürülmeden salınan inek, kısrak ve keçiden sağılan süt, gibi ürünlerin sunulması da sayılmaktadır. Şarap, taze çay, yağ, saba içeceği, potko denilen bulamaç, arpa, buğday ve çeşitli otlarda saçı sayılmaktadır. 
Çalkandu Türkleri Tösü dedikleri koruyucu av tanrılarına özel olarak, her gün yemekten önce talkan (kavut) ve kuzuktan (çam fıstığı) yapılan küzem adlı sıvı muhallebi veya varsa çöl horozu çorbası pişirirlerdi ve avdan önce sunulurdu. Bu çorba avın başarılı geçmesi için saçı olarak sunulmuştur. 
Av mevsimi arifesinde Tösü’ye  taze arpadan (ortko) ve arpa maltından (ugut) yapılan braga adı verilen içki sunulurdu. Hasat mevsiminde bu tanrı için yapılan törende, onun şerefine mayalanmış arpadan boza yapılmıştır. Türk ritüellerde tüketilen içecekler arasında kımızın çok önemli bir yeri vardır.  
Altayların kımızın yanında ekşi sütten yapıldığı bilinen arakı diye adlandırılan rakıyı tüketip saçı olarak kullandıkları bilinmektedir.
Türk inançları hem mitoloji ve yiyecek unsurlarının harmanlanmasıyla kendini göstermektedir. Yiyeceklerin Türk inanç ve mitolojilerinde çok önemli bir yere sahip olduğu görülmüştür. İnsanlar yapılan saçılar ve ritüellerle hem kendilerini koruma amaçlı hem de toprağın bereketli olması için tanrılara sunular yapmışlardır (Koç ve Dönmez, 2020), (Usta ve Yaman, 2018).
Türk İnanışlarında en önemli unsur doğadır, doğanın temeli ise ağaçlardır. Hayat Ağacı adı verilen kutsal ve bütün evrenin ve doğanın kökü bu ağaçtır. Bu ağaç edebi ölümsüzlük ve gençlik kaynağı olarak görülmüştür. Hayat ağacı inancına göre tüm ağaçlar bu ağaçtan türemiştir. Ağacın kendisi sıradan insanlar tarafından ulaşılamaz bir yerdedir sadece seçilmiş kişiler bu ağacı bulabilir ve meyvesini yiyebilir. Bu ağaç yaşamı simgelemektedir. 
Dut ağacı evi, mutluluğu, bereketi, temizliği simgelemekte ve evin ana ruhu olarak kabul görmektedir. En önem verilen ve türkülere hikayeler konu olmuş ağaç elma ağacıdır. Elma ağacı meyvelerin atası olarak görülür. Elma meyvesi kutsal ve büyülü olarak yorumlanmıştır. Kadın ve erkeğin birbirine duyduğu tensel sevgiyi temsil eder. Ancak elma aynı zamanda Âdem ve Havva’nın cennette yemesi yasaklandığı meyvedir. Aslında tensel ilginin sembolü olduğu için yasak olduğu söylenmektedir (Işık, 2019).
Üzüm Yunan ve Roma medeniyetlerinde olduğu gibi tüm Mezopotamya medeniyetlerinde ve Türk topluluklarında önemli bir yere sahiptir. Türk mitolojisinde üzüm güzellik, bereket, kan, sağlık, aşk ve sıhhatin sembolüdür. Üzüm geleneklerde yer edinmiş bir meyvedir. Aynı zamanda Masal, destan, efsaneler ve halk hikayeleri dışında bilmecelerde, manilerde, atasözlerinde ve türkü geleneklerde kendini ön plana çıkarmıştır. 
Üzüm çoğu Türk toplumunda saçılarda koruyucu ve şifa verici olarak sunulmuştur. Aynı zamanda üzüm dişil bir imge olarak görülmüştür. Düğünlerde geline evliliği bereketli olsun diye evinin bahçesine kurutulmuş üzüm serpilme geleneği süregelmiştir. Üzüm şarap olduğunda eril bir imgeye dönüşmektedir. (Taş, 2019).
4. Mısır Mitolojisinde Yiyecek Unsurları
Mezopotamya uygarlıklarından biri olan Mısır uygarlığı, günlük yaşamları dinleriyle  iç içe geçmiş bir şekilde yaşamışlardır. Yunan ve Türk toplumlarında olduğu gibi mısırlılarında kendi tanrıları ve onların sembol ürünleri bulunmaktadır. Mısırlıların tahıl tanrısı Neper genellikle buğday başaklarıyla gösterilmiştir. Tahıl aynı zamanda ölüler için yapılan sunuların içerisinde yer almıştır. Mumyalanmış kişilere buğday yapraklarından örülmüş kolyeler takılır, mezar odalarında arpa yatakları bulunurdu. Bu arpa yatakları karanlıkta zamanla filizlenirdi. Osiris’e armağan edilen bu filizler hem onun ölümsüzlüğünü hem de ölen kişinin yeniden doğmasını sağlamak amaçlı konulmuştur.
Mısır’da hayvanlar tanrılarla ilişkili görüldüğü için bazı hayvanlar saygıdan tabu olarak görülmüş ancak bu hayvanların tüketilmesi yasaklanmamıştır. Mısır’ın bereket ve doğurganlık tanrısı Apis’in sembolik hayvanı boğa olması nedeniyle zaten az tüketilen sığır eti yenilmesi belirli bir süre tabu olarak görülmüştür.
Domuz eti yaşam şeklinden dolayı pis bir hayvan olarak görülmüştür ve kötülük ve fırtına tanrısı Seth ile ilişkilendirildiği için tüketimi azalmıştır ancak halk dönemin şartlarına bağlı olarak domuz eti yemeyi bırakmamışlardır. Ancak domuzun asla kafası yenilmemiş kötülüklerin onunla gideceği inancı olduğu için ateşe veya suya atılmıştır. Bu eylemin kötülükleri uzaklaştıracağı varsayılmıştır. Mısır’da marul hem tüketilmekte hem de ondan yağ elde edilmekteydi.  Marul uzun yapraklara ve insanlarda afrodizyak etki yarattığı bilindiğinden bereket ve doğurganlık tanrısı Min ile sembolize edilmiştir. Mısır da bal birçok alanda kullanılmıştır. Yemek, sağlık, mumyalama işlemleri gibi birçok alanda kullanılmıştır. Aynı zamanda bal arıları firavunları temsil etmiştir. Bal tanrı RA’nın göz yaşları olduğuna inanılmış ve kutsal besinlerden biri olarak sayılmıştır (Şahin, 2021).
Ekmek yaşam kaynağı  olarak görülmekteydi ve ekmek ve yaşam kelimeleri Mısır dilinde aynıydı. Tahıl kutsal olduğundan ondan üretilen temel gıda da kutsal sayılmıştır.  Tüm Mezopotamya da ve Mısır da yapılan kispu adı verilen ve senede bir kere kutlanan dini bir bayram vardır.
Bu bayram ayın son gününde, gökyüzünde ayın karanlığa girdiği zaman diliminde yapılan bir anma yemeği ritüelidir. Dini inanca göre; Her aile kendi ailesinin hem yaşayanları hem de ölmüşleri adına ekmekleri parçalayarak dağıtması gerekmekteydi. Mısır ve Mezopotamya inançlarında ailenin bir ferdi ölmüş olsa bile hala onlarla beraber oldukları varsayılırdı. Aile kutsaldı ve ölümden sonra bile beraber olunurdu. Bu inanca göre ölülerinde yeme yemeğe ihtiyaç duyduklarıydı. Yaşayanlar kadar olmasa bile yemek ihtiyacı duyarlardı. İşte tamda bu nedenle ekmek parçalanarak dağıtılması gerekmiştir (Civitello, 2019).
5. Gürcü Mitolojisinde Yiyecek Unsurları
Gürcü mitolojisi araştırılmaya geç başlanmış ve ortaya geç çıkarılan bir mitolojidir. Gürcü mitolojisi genellikle sözlü şiirsel motiflerle günümüze ulaşmıştır. Gürcü mitolojisi günümüze yazılı edebi motiflerle gelmiştir.  Gürcü mitolojisi tanrıları, ilahları, putları, kahramanları Alem üzerinden ele alarak anlatılmıştır.
Günümüze “Amirani”, “Kompala”, “Pirkuşa”, “Samzevari” gibi mitler bizlere ulaşmıştır. Gürcü mitolojisinde yiyecek unsuru taşıyan en önemli ilahı Aguna/ Arguna ‘dır. Üzüm bolluk ve bereketi simgeler.
აგუნა Aguna / Arguna şarabın, bağcılığın, üzümün koruyucu ilahı kabul edilmektedir.
Arguna onuruna her güzde ve yeni yıl bayramlarında ayinler düzenlenir ve sunular konur. Bağbozumu zamanında ve yeni yıl arifesinde Arguna’ya adanmış özel bir ekmek pişirmişlerdir. Bu ekmek üzüme hitaben salkım şeklinde yapılır. Bu ekmeğin birden fazla adı bulunmaktadır;  “Yazi” (üzüm ağacı), “vazisrka” (üzüm boynuzu) veya “mtevana” (salkım) denilir. Guria bölgesinde bu ekmek Agunas puri (Aguna ekmeği) gibi birçok ismi vardır. Bu ekmek ailenin baş aşçısı tarafından yanında şarap ve horozla üzüm ağacının yanında sunu olarak parçalanır ve kalanını ağaca asar. Dua okunur ve ağacın dibine şarap dökülür. Daha sonra geri kalan şarap ve horoz eve getirilir. Bu ritüelin amacı bolluk ve bereket getirmesi içindir (Memmedli ve Goca M., 2019).
Uzak Doğu Medeniyetlerinde Gastronomiye Mitolojik Bakış
1.Hint Mitolojisinde Yiyecek Unsurları
Hindistan Asya kıtasının tamamına yayılan iki büyük dini doğurmuştur;  Hinduizm ve Budizm Hinduizm dininde Veda adı verilen metinlere göre, kutsal olarak kabul edilen kitapta kast sistemleri ve buna göre hangi kesimlerin neyi yemesi gerektiğini belirten kısımlar bulunmaktadır. 
Pirinç , buğday ve arpa tahılların sınıflara göre ayrımı yapılmıştır. En üstte Aryanlar adı verilen zengin ve asiller bulunur.  Veda metinlerinde rahiplerin etleri nasıl kesip yiyeceğine dair de talimatlar bulunmaktadır. Hinduizm de rahiplerin ve asil kesimlerin alt tabakayla bir teması bile ruhunun ve gölgesinin kirleneceği düşüncesi mevcuttur. Bu nedenle Hint dininde arınma önemli bir işlevdir. Arınma sadece bedende veya ruhta değil yeme alışkanlıklarına da geçmiştir. Ghee adı verilen sade yağ aslında arındırılmış yağ anlamına gelmektedir. Arındırılmış yağ Ghee Hindistan gibi sıcak iklimlerde bile uzun süre saklanabilir ve kullanılabilmektedir. Hinduizm aynı zamanda çok tanrılı bir dindir ve ardında birçok mit bırakmıştır. Hindistan’da veda dini olsa bile çok tanrı inancı hala mevcuttur. Bu inançlar ve mitler yeme alışkanlıklarını etkilemiştir. Hindistan’a ait bir içki olan soma çok önemlidir. Soma içkisi tanrılara laiktir ve genellikle dini ayinlerde ayın tanrıçasına sunu için kullanılmıştır. Bu içki çok kutsal görülüyordu çünkü insanlarda insanüstü duygular yaratıyordu. Bunun haricinde hastalıkları iyileştirdiği söylenmekteydi. Bu içki bir bitkinin ezilmesi ile hazırlanmakta daha sonra inek derisi içinde fermente edilmeye bırakılır, daha sonra bitki lapası bir beze serilip içindeki fermente içeceğin içerisine kesilmiş süt, süt konuyordu. Kesilmiş süt bulunmadığı takdirde un katılıyordu. Bu içki hem sunu yerine geçiyor hem  de dini ayinlerde tüketiliyordu.
Hindistan’dan doğan ikinci din ise Budizm’dir. Buda adı ile bilinen kurucusu olan bu inanç kast sistemini reddettiği için alt kesimi kendine çekmiştir. Hinduizm de olduğu gibi Budizm de de belirlenmiş kurallar vardır. Buda insanlara yenilmemesi gereken hayvanları söylemiştir. Fil, köpek, at, sırtlan, ayı ve büyük kedilerin yenmemesi gerektiğini şart koşmuştur. Budanın söylemi yıllar içinde değişime uğramıştır buda ineğin yenmemesini söylememiştir ancak sığır ve ineğin iş gücü olarak kullanılması ve çok değerli olması zamanla insanları böyle bir yasak olduğuna yöneltmiştir (Civitello, 2019).
Diğer mitolojik hikayelere baktığımızda dinen sunulan adak, kurban ve sunu Hint tanrıları içinde geçerliydi. Her kabile farklı isim verdikleri tanrılara sunu yapıyorlardı ancak Hindistan’da en önemli her şeyin yaratıcısı olan güneş ve ateş tanrıları ön plana çıkmaktadır. Munda kabilesi panteonlarının (put) en tepesine Sing-Bonga adını verdikleri  güneş tanrısını en tepeye yerleştirirler. Çünkü sing-bonga insanlara karışmayan yumuşak bir tanrı olarak görülür. Bu tanrıya ışığı temsil eden beyaz renkte teke veya beyaz horoz kurban edilirken sunu olarak pirinç hasadının ilk mahsulü verilmiştir. Bu ritüellerde ki bazı dualar tanrılardan bereket ve bolluk vermesi için edilmiştir (Kayalı ve Büyükbahçeci, 2018).
Yaban domuzu ya da domuz  Hindistan mit ve dinlerinde farklı anlamlar taşımaktadır. Domuz her coğrafya da yaşayabilen dayanıklı bir hayvandır. Binlerce yıl öncesinden farklı mitolojilerde imgeleri geçen bir hayvandır. Ancak Hindistan’da yapılan araştırmalar sonucu veda dininden önce önemli bir av hayvanı ve besin olduğu görülmüştür. Dinlerin ortaya çıkmasıyla Hint mitolojilerinde domuz tanrıların büründüğü şekil olarak algılanmış ve tüketilmemiştir. Domuz figürü veda metinlerinde geçmekle birlikte birçok kavramla sarılmıştır. Kimi mitlerde kahramanlık figürü kiminde tanrıdır. Müslümanlığın yayılması ile domuz tüketimi haram olması nedeniyle tamamen bitmiştir. Ancak ilk çağlarda önemli bir besin kaynağı olduğu yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan kabartmalarda avlanan domuz kabartmaları tüketildiğini kesinleştirmiş ve tanrı inancıyla azalarak bitmiştir.
Hindistan dinleri ve mitolojik inançları beraberlerinde getirmiş oldukları kurallarla Hint beslenme kültürünü doğrudan etkilemiş olduğu görülmektedir (Kayalı ve Hakman, 2021).
2.Çin Mitolojisinde Yiyecek Unsurları
Çin coğrafyası günümüzde bile en geniş bitki ve hayvan popülasyonuna sahiptir. Çin mitolojileri sadece kendi insanlarını değil çevresindeki Hindistan, Japonya ve diğer medeniyetleri büyük ölçüde etkileşmiştir. 
Antik Çin’de M.Ö. 2100 tarihlerinde yazı henüz var değildi ve bu dönemde dilden dile dolaşan mitler ve inançlar vardır. Bu mitler genellikle insanın doğa ve yiyeceklerle kurulan zorunlu ilişkisinden türemiştir. Bu zorunlu ilişki nedeniyle doğanın canlı olduğu ve tanrılar tarafından üretildikleri inancı gelişmiştir. Bu nedenle doğaya ve tanrılara sunular, adaklar yapılmıştır (Chiang, 2017).
Mitoloji kavramında en önemli yere sahip olan Mezopotamya bölgesinden bağımsız olarak gelişen Çin uygarlığının da aslında ilk tahıl evcilleştirme zamanı aynı dönemlere denk geldiği tahmin edilmektedir. Ancak Çin uygarlığında buğday yerine ak darı adı verilen bir tahıl tüketilmiş ve büyük ölçüde yemek alışkanlıkları Avrupa uygarlıklarından farklı olduğu görülmüştür.
Ancak batı ile ticaretin başlamasıyla Çin’den Avrupa’ya yayılmış baharat ve yiyecekler bulunur. Tarçın ilk olarak Çin’den yayılmış ve Mısır uygarlığına ulaşmış ve Mısır uygarlığında kutsal sayılan baharatlar arasına girmiştir. Ölü gömme ritüellerinde ve mumyalama aşamalarında tarçın kullanılmıştır. Görüldüğü üzere Çin çevresindeki ve uzak medeniyetleri etkileyen bir uygarlıktır. Buna göre geniş coğrafya içerisinde farklı inançlar ve mitler oluşmuştur.
Çin inançları ve mitlerinde yiyecek önemli bir unsurdur. Çin inancında en önemli kutlamalar Çin yeni yılı adını verdikleri zaman diliminde, 21 Ocak ile 21 Şubat aralığında gerçekleşmektedir. Kıştan bahara dönüm zamanı 15 gün boyunca Çin yeni yılı kutlanır ve bu kutlamaların temeli tarım kültürü ve ay ile ilgilidir.
Yeni yıl dönümünün son gününde akşam büyük bir festival ve ziyafetle kutlanır. Tanrılara da sunular yapılır. Bu akşam ziyafetinde her bölge kendi geleneklerine göre yiyecekler servis eder. Deniz kenarında deniz ürünleri ağırlıklı ve Jiaozi adı verilen suda haşlanmış mantılar yenir. Bu mantıların adının tam anlamı şu inanca dayanır. Jiaozi kelimesinin tam anlamı şudur; ‘’beraber uyu ve oğulların olsun’ ’dur. Bu söyleme göre bu mantıyı tüketenler erkek çocuk sahibi olmaktadır. Güneyde pirinç çok önemli besindir ve yeni yıl döneminde pirinç ağırlıklı besinler tüketilir. Kuzeyde ise Avrupa’dan gelen etkiyle buğdaydan yapılmış mantılar yapılır. Çin inancına göre taze beyaz fasulyenin sütü tüketilmez çünkü beyaz ölümün rengi olarak görülür.
Bügün Noodle dediğimiz erişte ilk olarak Çin’de akdarıdan üretilmiş olduğu yapılmış arkeolojik araştırmalarla kanıtlanmıştır. Noodle beslenmede önemli bir yere sahiptir. Akdarının olmadığı yerlerde pirinç unundan, daha sonraları ise buğdayın yayılması ile buğday unundan yapılmıştır. İnanca göre Noodle yenirken asla kesilerek yenilmemelidir çünkü uzun bir Noodle uzun bir yaşamı simgelemektedir (Civitello, 2019).
Çin mitolojilerini temelleri genellikle yiyeceklerle bağlantılıdır. Çin mitolojisinde Hayat ağacı evrenin merkezidir ve ölümsüzlüğü simgeler. Türk inancında olduğu gibi tüm ağaçlar bu ağaçtan türemiştir bu nedenle ağaçlar kutsaldır.
‘’Pantao Shu (蟠桃树) ‘’adı verilen Çin mitlerinin yer aldığı yazılmış dört büyük
eserden biri olan Batı’ya yolculuk adlı metinde kutsal ve ulaşılması zor olan şeftali ağacı ve meyvesinden bahsedilmektedir. Mite göre; Maymun kral adı ile tanınmış kişi Sun Wukong, ne zaman canı şeftali yemek isterse halka açık bir festival düzenlermiş. Çin inancında şeftali ağacı, meyvesini yiyen kişiye ruhsal yaşam enerjisi sağladığına inanılmıştır. Nitekim şeftali ağaçları nadirdir ve meyveleri binlerce yılda olgunlaşır ve çok küçüklerdir bu nedenle ancak kral gibi üst seviye insanlar şeftaliye ulaşabilir ve yiyebilirdi. Maymun kral bu festivali halkının da şeftaliye ulaşabilmesi için düzenlediği tahmin edilmektedir (Işık, 2019). 
Bazı metinlerde de hayat ağacının aslında şeftali ağacı olduğuna inanılmaktadır.
Şeftali, erik, kiraz, adaçayı, sarımsak, sandal ağacı ve birçok bitki ve meyve sebze Çin mitolojisinde geçer ve kutsal sayılırlar (Arslan, 2019).
Antik çağ Çin mitlerinde geçen bilgilere göre coğrafyanın bolluğundan bahsedilmekte ve tanrılara ve diğer varlıklara hayvan kurban etme ritüellerinin varlığını göstermektedir. 
Pirinç Çin kültüründe önemli besinlerin başında yer alır. Pirinç önemli bir besin olduğu için pek çok mitte geçmektedir. Pirincin nasıl doğduğuna dair mite göre; Çin yaşanan doğa olaylarından kaynaklı büyük bir sel felaketi geçirir. Sel suları çekildiğinde ekilen bütün besinlerin öldüğünü görülür, insanlar yaşamak için tek şanslarının avlanmak olduğunu düşünürler ancak felaketten dolayı çevrede hayvan yoktur. 
Halkın paniklediği bu anda karşılarına bir köpek çıkar ve bu köpeğin kuyruğundan çıkan uzun sarımsı tohum dolu bitkiler görürler. Köpek onlara tohumları verir ve sulak alana dikmeleri gerektiği söyler. İnsanlar tohumları selin yarattığı sulak alanlara bu tohumları eker. Pirinçler büyür ve açlık da böylece ortadan kaybolur. Bu mite göre pirinç halkı açlık zamanında tanrıların onları kurtulmaları için gönderdiği bir besindir. Bu nedenle pirinç tohumları altından, inciden ve elmastan daha değerli görülmektedir. Pirinç tanrıların bir armağanıdır. Bu hikâyenin Hindistan halkının inancında; köpeği tanrı Vishu’nun, insanlara pirinci vermesi ve nasıl yetiştireceklerini öğretmesi için gönderdiğine inanılmaktadır. (Kapucu, 2018) (Url 4., 2021).
Çin denilince akla gelen ilk şeylerden biri çaydır. Çayın nasıl oluştuğuna dair Budizm’de inanılan bir mit vardır; Buda meditasyon yapmak istiyordu ancak sürekli göz kapakları kapanıyor ve uykusu geliyordu. Mite göre buda gözkapaklarını kesti attı. Göz kapakları yerde kök saldı ve ondan bir bitki filizlendi. Mite göre filizlenen bitki çaydır (Civitello, 2019).
4. Japon Mitolojisinde Yiyecek Unsurları
Japon mitolojisi birçok din ve gelenek çerçevesinde oluşmuştur. Şinto dini Japonların günlük yaşamlarından ve geleneklerinden oluşmuştur. Budizm Hindistan’dan Çin’e oradan da Japonya’ya gelmiştir. Şinto dini ismini Budizm yayıldıktan sonra kendi sınır çizgisini belirlemek adına isimlendirilmiştir.  Ancak Şinto ve Budizm dinleri tanrıları (Kami) birbirleriyle birebir benzerlikler taşımaktadır. Japonya ‘da din inancı aslında mitolojik hikayelere bağlı gerçekleştirilen ritüeller üzerine kuruludur. 
Şinto’nun mitlerini aktaran iki kitabı mevcuttur bunlar; Nihonshoki ve Kojiki kitaplarıdır. Bu iki kitap temel olarak aynı şeyleri anlatsa da anlatım bakımından farklılıklar sunar. Nihonshoki kitabı mitleri Çin gelenekleri ve olayları üzerinden ele alarak anlatırken Kojiki Japon kültürü üzerinden tasvir etmektedir. Bu iki kitabın önemi Japon mitolojisinin temeli olan tanrıları mitolojik hikayelerle anlatmasıdır.
Şinto kavramı ‘’tanrıların yolu’ anlamına gelmektedir. Şinto dininin temeli Şamanist bir inanç sistemiyle doğayı ve hayvanların hatta eşyaların bile ruhları olduğu inancını barındırır. Bu ruhlara Kami adı verilmiştir. Budizm’de Budist ilahlar adını almışlardır.

Kami , İlahlar, Kamuiler tam olarak nedir?
Japon mitolojisi inançları tüm bu dinlerin harmanlanması ile karmaşık bir hale gelmiş olmasına rağmen Kami inancı dinlerin ortaya çıkmasından önce bile gelenek olarak yerine getiriliyordu. 
Japon inançlarında iyi kamiler dışında, kötü kamiler veya iblis denilen Oni’ler de vardır. Japonların günlük yaşamlarında dinler çok önemli yer tutmakta olduğu için yiyeceklerin yeri de çok önemliydi. Kamilere yapılan sunuların çoğu genellikle yiyeceklerden oluşuyordu, Japonca’da Şinsen (神饌) olarak ifade edilen sunu ritüelleri oldukça önemli yere sahiptir. Japon mitolojisinde yiyeceklerle bağdaştırılmış birçok Kami ve mit vardır. (sonaeru供える) Kamilere sunmak anlamına gelirken şinsen (神饌) kavramı adamak anlamına gelmektedir. Sunu ritüellerde kamilere genellikle pirinç, sake, pirinç kekleri, balık, tavuk eti, kırmızı et, sebze, meyve, tuz ve su gibi yiyecek ve içeceklerin sunulmasını ifade eden bir termolojiyi ifade etmektedir (Arslan, 2019), (Ashkenazi, 2019), (Yaşkan, 2020).

Japon mitinde insanoğlu için yiyeceğin yaradılış hikayesi iki farklı versiyonla anlatılmaktadır.
İlk hikâye Güneş tanrıçası Amaterasu sazlıkların ana diyarında yaşayan bir Ukemochi no kami adlı bir Kami olduğunu duydu bunu teyit etmek için kardeşi Tsukiyomi no mikoto’yu yanına gönderdi. Ziyaret edilen Ukemochi, misafirine ağzından ve vücudunun farklı yerlerinden pirinç ve başka yiyecekler çıkararak bir sofra kurdu. Ancak Tsukiyomi bu eylemin pis olduğunu ve aşağılandığını hissetti. Ukemochi’yi ördürdü. Ameterasu kardeşine kızdı ve onu ay ilahı yaptı. Daha sonra kendisi kardeşinin öldürmüş olduğu yiyecek ilahının cesedinin yanına gitti. Ukemochi’nin başı büyük baş hayvanlara ve atlara dönüşmüştü, alnından darılar büyümüş, kaşlarında ipek böcekleri geziyordu. Karnı pirince dönüşmüş ve üreme organları buğday olmuştu. Ameterasu bu yiyeceklerin ziyan olmasını istemeyerek insanlara verilmesini söyledi,  böylece insanoğlu et yemeye ve tarım yapmaya başladı. Bu mit Nihonski kitabında böyle anlatılsa da Kojiki kitabında farklı anlatılmıştır.
Ukemochi ilahı Kojiki kitabında Ugetsuhime adını alır. Bu hikâye de değişen şey Ugetsuhimeyi öldüren kişinin Ameterasu’nun kardeşi Susano-wo olmasıdır. Ancak bu hikâye de Ugetsuhime’nin cesedinden daha farklı yiyecekler çıkar, bunlar soya fasulyesi, fasulye, beş farklı tahıl çıkmıştır. Yiyecek dışında çıkan tek canlı ise ipek böceğidir.  Bu olayla dünya da ipekçilik başlamış olur. Ukemochi veya Ugetsuhime temel olarak aynı ilahlardır ve Japon mitolojisinde ve geleneklerinde önemli bir yere sahiptir (Akbay, 2014), (Ashkenazi, 2019).
Kami sözcüğünün hem ilah hem tanrı, ruh ve koruyucu anlamına geldiğinden bahsedilmektedir. Bunun en büyük kanıtı Ta- No- Kami (pirinç tarlalarının koruyucu ruhu) dir. Bu koruyucu Kami insanların ibadet ettiği ve sunu yaptığı bir koruyucudur. İnsanlar pirinç tarlarının bereketlenmesi ve büyümeleri için bu Kami’ye dua ederler. Ta-No- Kami daha çok tarlaların ve çeltiklerin koruyucu ilahı olarak adlandırılır.
Yiyecek Kamilerinden en önemli ve yüksek mertebeli sayılan ilahlardan biride pirinç, refah ve bereket tanrıçası İnari’dir. İnari sık sık elçisi olan tilki ile resmedilmiştir. İnari’nin ismi İne fiilinden türemiştir. İne’nin çevirisi pirinç taşıyıcı anlamına gelir.
İnari’yle bağdaştırılan bir mit daha vardır. İrogu isimli bir adam okçuluk talimi yapmak için pirinç keki kullanmaktaydı. Talim sırasında attığı ilk ok keki deldi, kek delindiği anda beyaz bir kuşa dönüştü. İrogu kuşu Fushimi dağlarına kadar takip etti.
Tanrıça İnari ona pirinç yetiştirmenin püf noktalarını öğretti ve İrogu öğrendiği bu bilgileri pirinç yetiştirmeyi bilmeyen insanlara öğretirken pirinç Kamisi İnari’ye ibadet etti. Böylece İnari sadece pirinç kamisi değil refah ve bereket kamisi olarak da anılmaya başladı.
Hidarugami olarak anılan açlık ruhu kötü bir ruhtur sık sık insanları ele geçirir. Bu ruh kişiden uzaklaştırılamaz ise o kişi ölür, kişiyi arındırmanın en iyi yolu Mochi (dövülmüş pirinç keki) yedirilmesiyle gerçekleşir. Bu ruhun bedeni ele geçirmesini engellemek için insanlar yanlarında bir parça pirinç, Mochi veya Nembutsu taşıyıp dua ederek sağlarlar.
Japon mitolojisi günümüzde hala ulusal Şinto ve diğer dinlerle yaşatılmaktadır. Japon mitolojisi bizlere Japon kültüründen ve beslenmesinden çokça bilgi aktarmaktadır. Adı sayılmamış birçok yiyecek Kamisi ve Kamuisi, ilahı bulunmaktadır. Japon mitolojisi aynı zamanda ağaçların, hayvanların, bitkilerin hatta taşların bile ruhu olduğuna inandığı için hala Kami’lere sunular yapmaktadırlar.
Hint ve Çin mitolojisinde de geçen şeftali meyvesinin kutsallığı Japon mitolojisinde de yer almaktadır. Japon mitolojisinde şeftali şu hikâye ile anlatılmaktadır;
Yaşlı bir çift tanrılara ibadet edip evlerine dönerken derede yüzen kocaman bir şeftali ile karşılaşır. Şeftalinin içinden bir bebek çıkar. Hiç çocuğu olmayan bu çift bebeği alarak büyütmeye karar verir. Yıllar geçer çocuk büyür ve adı Momotaro yani şeftali oğlandır. Bu çocuk yakınlarda iblislerin ele geçirdiği bir ada olduğunu duyar ve onları öldürmek için yanına tahta kılıcını, erzak olarak yanına darıdan yapılan köftelerden yanına alarak adayı bulmak için yola çıkar. Yolda bir maymun, kuş ve köpekle karşılaşır yiyeceğini onlarla paylaşır. Bu olaydan sonra Momotaro’nun sadık hizmetkarları olmuş olan hayvanlarla yola devam eder. Momotaro adayı bulduğunda oradaki kötü iblisleri def eder ve bazı iblisler iyi varlık olmayı kabul ederler. Momotaro ve sadık hizmetkarları cesaretlerinden ve başarılarından dolayı ödüllendirilirler (Ashkenazi, 2019).
Mitlerden de anlaşılacağı üzere Japon kültürü ve yiyecek kültürü birbiriyle sıkı sıkıya mitler ile bağlanmıştır. Mitler sayesinde Günümüzde bile Japonlar gıdalara saygıyla bakmaktadırlar.
2. Bölüm Sonu

Yorum Yazın